KIRINTI İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Bu soruyu her Kırıntılı anne babasına, büyüklerine sormuştur. Hatta köyümüzün ismini duyan her yabancı, bu ismi birazda komik ve tuhaf bularak kaynağını sorar. Verilen cevaplar hep aynıdır :

Eskiden  Kırıntı hep ormanmış. Bizim atalarımız gelip bu ormanın içine yerleşmişler. Yakmak için, tarla açmak için hep ormanı kırmışlar. Ormanı kıra, kıra köyün adı Kırıntı kalmış.

Yani şimdiye kadar söylenen şu :Kırıntı ismi kırmak eyleminden türetilmiş. Kırmak eyleminden başka isimler de türetilebilir :Kırıcılar, kıranlar, kırmışlar vs. Kırıntı kelimesi kırmak eyleminden daha çok, eylem sonunda arta kalanlarla ilgili bir kelime. Ansiklopedilerde  Kırıntı kelimesini şu şekilde açıklıyor : " Bölünen kesilen bir şeyden arta kalan küçük parçacıklar veya yok edilmiş ya da yok edilmekte olandan arta kalanlar.''

Türkçe'de eylemden isim türetmek çok rastlanılan bir durum.  Peki geçinmek, yakmak veya arazi açmak için ormanı kıran insanların kurduğu köye kırıntı demek mantıklı mı ? Mantıklı veya değil, başka açıklama bulamazsanız bunu kabullenmek zorundasınız.    Kırıntı isminin, klasik açıklamaların dışında, farklı bir kaynağı olabileceğine dair ilk ipucunu, 1989 yılında tesadüfen yakaladım. TRT 2 de Türk dilleri ve lehçeleri üzerine konuşan bir öğretim görevlisini dinliyordum. Beni irkilten ve oldukça şaşırtan şeyler söylemeye başladı. Şöyle diyordu :

"Anadolu'da çok çeşitli Türk lehçeleri konuşulmaktadır. Bunların yanında birde artık konuşulmayan, zaman içinde kaybolmuş lehçelerimiz vardır. Örneğin Kırıntı lehçesi bunlardan biridir. Kırıntılı Türkmenleri orta ve doğu Anadolu'nun yüksek bölgelerinde yaşarlardı. Ancak zamanla öbür boylar içinde eriyerek kimliklerini ve lehçelerini unuttular. Bugün maalesef Kırıntı lehçesi hiçbir yerde konuşulmuyor.''

Bu çok önemli bir ipucuydu. Bizim köyde konuşulan lehçenin sadece bizim köye özgü olduğunu, başka yörelerde konuşulmadığını biliyordum. Sadece dilimiz mi? Hayır, kültürümüzde kendimize has. O zaman, biz pekala o kaybolduğu sanılan Kırıntılı Türkmenlerinden olabilirdik.

 Bu TV programı ufkumu açmış, ama yeni meraklar doğurmuştu. Acaba başka yerlerde de Kırıntılılar var mıydı? Veya bugün kimliklerini    yitirdilerse, dün nerelerdeydiler? Tarihte izleri var mıydı? Bu konunun Türkiye deki en büyük uzmanlarından biri, hiç şüphesiz Prof. Faruk Sümer'dir. Oğuzlar isimli kitabında konuyu detaylı incelemiştir. Kitabın 288. sayfasında, yerleştirildikleri Rakka'dan kaçarak avşarın peşine takılıp, Kayseri taraflarına giden boylardan biri olarak Kırıntılı boyundan bahseder. Yine aynı kitaba göre, 18. yüzyılda Çukurova Türkmenleri arasında araştırma yapan, D.V. Longlois 100 çadırlık Kırıntılı obasından bahseder.

Ama Kırıntılı oymakları ismine en fazla, 17 ve 18. yüzyıllarda zorla iskana tabi tutulan konar göçer aşiretlerin incelendiği kitaplarda rastlanır. Konuyu, Yusuf Halaçoğlu, Cengiz Orhonlu, Ahmet Refik, Faruk Sümer gibi değerli tarihçi ve araştırmacılar inceleyip eserler yayınlamışlardır. Şimdi bu eserlerden sizlere kısa bir derleme sunuyorum.

ANADOLUDA KIRINTILI AŞİRETLERİ

Kırıntılı oymaklarının yazılı kaynaklara girmesi, 1690 lardan itibarendir.  Daha  öncesine ait şimdilik bir belge yok. Bu tarihlerden itibaren, Osmanlının konar göçer aşiretleri  iskan faaliyetlerinin sonucu olarak zorla iskana tabi tutuluyor, birçok macera yaşıyor ve oldukça acı çekiyorlar. Ama kendilerinin de pek sakin oldukları söylenemez . Her zaman isyankar, gerektiğinde eşkıya, kolay baş edilemez bir boy. Gerçi o yıllardaki Anadolu'yu ve Osmanlı politikalarını incelediğimizde kendilerine hak vermemek mümkün değil.

18. Yüzyılda iç iskanı doğuran nedenleri kısaca özetleyelim. 1- Uzun savaşlar nedeniyle meydana gelen ekonomik bunalımlar. 2- İsyanlar, eşkıyalık gibi çeşitli iç karışıklıkların ortaya çıkardığı durum. 3- Devlete yeni gelir kaynakları elde etmek amacıyla harap ve boş alanların ziraata açılma meselesi. 4- Yapılan savaşlar nedeniyle sınır bölgelerinden içeriye doğru olan insan göçü.

17. y.y. sonlarına doğru Anadolu'da celali isyanları çıkar. Büyük karışıklıklar baş gösterir.  Büyük çoğunluk köyünü, çiftini çubuğunu terk eder. Eşkıyalık başlar. Osmanlı devleti boşaltılan bölgelere insanlar getirip iskan ettirir. Akla önce konar göçerler gelir. Çünkü başıboş yaşayıp denetlenememekte ve yazlık, kışlık göç hareketleri sırasında hayvanları ile ekili alanlara büyük zararlar vermektedirler. Ayrıca isyanlara katılıp, eşkıyalık yapmaktadırlar.

O yıllarda Kırıntılı cemaatleri, Güngördü, Hacılı, Delili, Kızıl koyunlu gibi  cemaatlere yakın olup, çok daha büyük olan Lekvanik Aşireti  ile birlikte hareket etmektedir. Bazı bölgelerde ise  Receplü Avşarı gibi Türkmen boyları ile beraberdir.

Yine aynı yıllarda Kırıntılı'ların en fazla görüldüğü bölgeler İç Anadolu, bilhassa Kayseri, Adana illeridir.

1699 da Kayseri, Develi ovasında yaşayan ve Daha önce Suriye'deki Rakka bölgesine iskan olundukları halde gitmeyen; Kırıntılı, Güngördü ve Delili  cemaatlerinden 400 kadar eşkıya gemilere bindirilerek zorla Kıbrıs adasına sürülür.

1703 yılları civarında asilik ve soygun faaliyetlerinde bulunan Lekvanik, Kırıntılı ve hacılar cemaatlerinin  Develi'deki Harmancık mevkiinde boş bir köye yerleştirilmelerine karar veriliyor. Ancak aynı sorunlar devam edince Halep ve Rakka'ya sürülürler. Ancak zamanla hepsi geri kaçar.

1712 yılında Receplü Avşarı ve Lekvanik Aşireti ( kırıntılılar dahil ) birleşerek olaylar çıkarmaları üzerine, Rakkaya İskanları emir olunuyor . Ancak aşiretler buna direnince iskandan vazgeçilip, Zamantı kazasındaki boş köylere yerleştiriliyorlar.

1726 Yılında  Lekvanik ve Kırıntılı cemaatlerinin, Nevşehir'e yerleştirilmeleri için teşebbüste bulunuluyor. Bunlar daha önce, Göksun ve Mağara bölgelerinde yaylamak ve Anavarza'da kışlamak üzere yerleştirilmiş aşiretler.

1702 Yılında Rakka'ya iskanları ferman olunan  Güngördü , Kırıntılı ve Delili cemaatleri; Niğde Bor, Ürgüp Ve Ereğli'de olaylar çıkardıklarından Kıbrıs Adasına sürülürler.

1766 da Niebuhr adlı Tarihçi Ankara bölgesinde Lekvanik, Kırıntılı ve hacılar cemaatinden 1000 kadar çadır tespit eder.

Yukarıda yazdıklarımız tarihin sadece küçük bir kesitinde Kırıntılı Aşiretlerinin yerleştirilmesi ile ilgili hareketleri anlatıyor. Bunun öncesi veya sonrasını bilmiyoruz. Ancak bazı izlere rastlıyoruz. Örneğin bugün Kadirlide Kendilerine Kırıntılı diyen insanlar var. Anadolu'da ismi Kırıntı olan başka köyler var. Kırıntılıların en çok görüldüğü Kayseri'de, Pınarbaşı ilçesi sınırları içinde Kırıntılı tepesi var.

Bahsettiğimiz iskan hareketleri sırasında Kırıntılıların birçoğu, iskan yerlerinden kaçıp izlerini kaybettiriyor. Yeşil otlaklarda sürülerini özgürce dolaştıran insanların, örneğin Rakka'da çöl iklimine uyum sağlamaları mümkün mü ?

Özet olarak şunu söyleyebiliriz. Tarihte Kırıntılıların görüldüğü bölgeler Kayseri, Develi, Zamantı, Tomarza, Pınarbaşı, Adana,Kozan, Kadirli, Nevşehir, Kırşehir, Ankara, Andırın, Halep, Rakka ve Kıbrıstır. Muhakkak ki aynı yerlerde hala kırıntılılar yaşıyor. Belki kim olduklarının farkında bile değiller. Belki kimliklerini ve dillerini yitirdiler. Yinede bazı umut ışıkları var. Örneğin Develi'de şivesi bize çok yakın insanlar olduğu konusunda duyumlarım var.

Kırıntıya ismini veren insanlar muhakkak bu Kırıntı aşiretlerinden gelen insanlardır. Bu, bugünki Kırıntı halkından herhangi bir gurup olabilir. Ancak bizden önce Kırıntıya yerleşip, sonra göç eden bir gurup da olabilir.

 

16 / 1 / 2005

Sefa ÖZTÜRK