NİYAZİ BAL

Aydınlanma ışığımız, bilim meşalemiz
Öğretmenimiz
Niyazi BAL
Öğretmenimiz sizler için Kırıntı'nın Başları'nı okudu. Dinlemek ve durdurmak için tuşlarına basın |
Hayatımdan Kesitler;
Türkiye Cumhuriyetinin 2.yılında Şubat 1924'de doğmuşum. Dört yaşımdan sonra olayları algılamaya başladım. 1929 Temmuz-Ağustos aylarında Kırıntı Köyü'nde tifo salgını oldu. Köyde, en çok Aşağı Mahalle'de içme suları yoktu, sağlıksız sulardan olsa gerek, o yıl 37 kişi öldü. Ben de 6 yaşlarındaydım, 3 ay yattım. Saçlarım döküldü, daha sonra yeniden uzadı.
Büyük dahi, eşsiz Atatürk 1928 de latin harfli alfabeyi, kabul etti. Devrimler başladı, halk okulları açıldı. Kırıntı Köyü'nde Çil İsmail'in oğlu Hasan Aydın öğretmen oldu. Başarılı bir kimseydi. Kemence, saz, zurna çalan müzik yeteneği ilerdeydi, kişiliği vardı. Eski yazıyı da iyi biliyordu. Bu becerisinden ötürü öğretmen olabilmişti. Taşçı ustalığı da vardı. 2 yıl halk okulu devam etti. Okuma yazma öğrenenler çok mutlu oldular. Ayrıca Beden Eğitimine de yer veriyordu.
1932 yılında köy halkının girişimi ve Şiran Kaymakamı Zeki Ziya Bey'in desteğiyle Kırıntı Köyü'ne okul yapıldı. Köyün muhtarı Esat Bal'dı. Okul yapımında büyük emeği geçmiştir. Okulu yapanlar köyümüzün halkından Sultangilin 5 kardeşti, taşçı ustalık işinde başarıları vardı. Onların emeği de unutulmuyor.
1933-1934 Öğretim yılında okulda birinci sınıfa başladım. Öğretmenimiz Ali Rıza Kutlu çalışkan, mesleğinin aşığı köye önder bir insandı, Gümüşhane-Bağlarbaşı'ndandı.
Köy okulları 3 sınıflı idi. 3 sınıflı okuldan diploma aldım, 1939-1940 ders yılında köy okulları 5 sınıflı oldu. Okula devam ettim. 1941 baharında diploma aldım.
Köyün şansı olsa gerek, öğretmenlik mesleğine tam bağlı, başarılı öğretmenler Kırıntı Köyü'nde görev aldılar. Ali Rıza Kutlu, Hasan Ünbay, Kemal Sungur, Emin Taylan onları rahmet ve syagıyla anıyorum.
Köy okulunda 1940-1941 ders yılında 3 defa müsamere verdik. Emin Taylan'ın başarısıdır.
KÖY ENSTİTÜLERİ ;
17 Nisan 1940 da Köy Enstitüleri kanunu kabul edildi. Türkiye'nin 21 köşesinde Köy Enstitüleri kuruldu.
1941 yılı Ağustosunda ben ve Ankara'daki Arif Bal, Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsüne girmek için Gümüşhane'ye sınava katılmaya gittik. Dağ yollarından yürüyerek 2 günde vardık. Bir gece Norşon'un baş tarafında ormanın içinde Elme Köyü'nde misafir olduk. Kiliside yattık. İsmail Bal amcamız yanımızdaydı, dağ yollarını iyi biliyordu. Eski Gümüşhane yolu ile bugunkü Gümüşhane'nin kurulduğu yere (Daldaban'a) indik. Elektriği ilk defa orda gördüm. Ertesi gün sınava girdik. Geriye dönüşte yine dağ yollarından Kırıntı'ya 2 günde geldik. Ekim 1941'de bizi Köy Enstitüsüne çağırdılar. Ama Arif Bal nişanlandığı için gitmeyince beni de babam göndermedi. O acı içime yığıldı. 1941-1942 yılını okul özlemiyle yaşadım. Mutlaka okumak istiyordum. 1942 de Erzurum Pulur Köy Enstitüsü açıldı.
1942 yılı Cumhuriyet Bayramı perşembe gününe denk geldi. Şiran'ın pazarıydı. Halk kalabalıkdı. Şiir okumak için erkenden yola koyuldum, saat 09 da Milli Eğitim Müdürü Zihni Karsan'ın dairesine girdim.
- Nedir ? diye sodu.
- Bugün bayram, şiir okuyacağım, dedim.
2 öğretmen çağırdı, birisi bayandı,
- Şiiri okutun dinleyin, dedi.
Şiir 16 kıtaydı, Atamız için. Okul öğrencileri sıra oldular. Ben de içlerinde elimde bayrağım bugunkü belediye binasının olduğu yere geldik. Günün anlamını belirtmek üzere bir öğretmen konuştu. Peşinden bir kız çocuğu şiir okudu, sıra bana gelmişti. Şiiri okudum, Kaymakam Şevket Esen (vali oldu) beni yanına çağırdı. Ağlıyordum.
- Niçin ağlıyorsun , diye sordu.
Kısaca Beşikdüzü konusunu anlattım.
- Okumak istiyor musun? dedi
- Hem de çok çok, dedim.
- Üzülme, en kısa zamanda, seni okula göndereceğim, dedi , yanına arkadaş da getirebilirsin, dedi.
Köy Enstitüsüne böyle bir çaba ile girdim, 1942 yılının sonuydu. 1942-1947 ders yılları en mutlu yıllarım oldu. Köy enstitüsü heyecanını 5 yıl yaşadım.
Köy enstitülerinde müzik ve güzel sanatlara da önem veriliyordu. Sık sık müsamere yapılırdı, Himmet Ağa'nın Oğlu piyesinde köy imamı rolündeydim.

23 Nisan 1944, Pazar (Niyazi Bal- önde sarıklı İmam rolünde
Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Atatürk'ün başta gelen emeli, ilköğretim davasıydı. Çünkü padişahlık yönetiminde, Arap Alfabesiyle bu iş başarılamamıştı. Okuma oranı çok düşüktü, Türk Alfabesi okumayı çok kolaylaştırdı. Önce eğitmen kursları açıldı. Yetişen eğitmenlerin çok yararları oldu. 1940 yılında Köy Enstitüleri açılınca Cumhurbaşkanı İsmet İnönü : "en büyük davamız ilköğretim davasıdır" demişti. Milli Eğitim davası kökünden ele alındı. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, İlköğretim Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç, ilköğretim davasının başarılması için canla başla bu işe sarılıp takip ettiler. Hasan Ali Yücel'in yabancı dildeki klasikleri Türkçeye çevirmek için çok büyük emekleri olmuştur. Köy Enstitülerine kız, erkek köy çocukları alınıyordu. Amaç köy çocuklarının bu okullarda köyün sorunlarına göre öğretmen yetiştirmekti. Bu okullarda üretme, iş yapma vardı. Hem kültür, hem sanat birbirini tamamlıyordu. Kendi okulumuzu kendimiz yapıyorduk. Okulun yiyeceklerinin büyük bir kısmı kendi ziraat çalışmalarımızdan temin ediliyordu.
Köy enstitüleri dünyada isim yapmıştı.
KIRINTI KÖYÜ
1947 yılı Eylül ayında Köy Enstitüsünden mezun oldum, özlemini duyduğum Kırıntı Köyü'ne öğretmen olarak geldim. Aşkla, heyecanla göreve başladım, 29 Eylül 1947. Aralıklı olarak Kırıntı'da 10 yıl çalıştım. Okul harabeydi, toprak sıvalar yer yer dökülmüştü, onarımını kendim yaptım, güçlüklerden yılmadım. Kız öğrenci okur mu diye büyük cehalet vardı. Bu konuda çok çok çaba gösterdim. 1947-1948 ders yılında 20 kız öğrencinin devamını sağladım. Kulakları çınlasın Firdevs Öztürk'ü babası okula göndermediği için Soğan Bostanları'ndan zorla okula getirdim. Ama sonuçta çok memnun oldu, beni de unutmuyor , taktir ediyor.
İkinci yıl velilerde anlayış değişti çocuklarını kendileri okula getirmeye başladılar. Yine de direnenler oluyordu. Onları da ikna yoluyla devamı sağladık, başarıya ulaştık. 1947-1951 , 1956-1958 , 1960-1963 ders yıllarında Kırıntı Köyü'nde aralıklı olarak çalıştım.
SİFON KÖYÜ
1951-1954 ders yıllarında üç yıl Sifon Köyü'nde idim. Okul yok, ders aracı yok, olanaksızlıklar içinde idim. Ali Koştu'nun ve Gakko Dede'nin evlerini dersane yaptık. Öğrencilerim çalışkandı, 7 mahalleden Çamyurdu Mahallesi'ne toplanıyorlardı. Kış şartları ağırdı, yol uzundu, güçlükler içinde okula kavuşuyorlardı. Taktir ediyordum. Son ders yılında 1953-1954 sağlığım bozuldu, hastalandım, yine de yılmadım. Sifon anılarımı öğrencilerimi hiç unutamıyoırum, kulakları çınlasın, hepsinin gözlerinden öpüyorum.
KORZAF (YEŞİLBÜK) KÖYÜ
1954-1955 ders yılında Korzaf (Yeşilbük) köyünde idim, arkadaşım Temel Kımıl'dı. Merkezi durumu olan, nahiye namzeti Yeşilbük'te öğrenci devamsızlığı vardı. İki arkadaş beraberce devamsız öğrencilerin peşine düştük. Belçiyle evlerden ve tarlalardan öğrencileri toplayıp pkula getiriyorduk, çabayla devamı sağlamıştık. Beni unutmayan öğrencilerimle hala karşılaşıyorum. Ben de onları unutmuyorum, hepsine iyi günler.
BAYBURT- TAVUKVANK KÖYÜ
Siyasi konulardan ötürü 1958-1959 ders yılı Aralık ayında Tavukvank Köyü'ne gönderildim. Kırıntı Köyü'nde 200 öğrencimiz var idi. Onların gözleri yaşlı benim de içim sızlayarak uzaklaştım. Bu ani görevlendirme ve yer değişikliği beni yıldırmadı ve göre aldığım köyde öğretmenlik sevgisiyle öğrencilerimle haşır-neşir oldum. Okulda sıra yoktu, köyün muhtarı Hüseyin Gülhan'ı okula çağırdım, durumu anladı, anlayışlı insandı; kendisini saygıyla anıyorum. Köyün delikanlılarından 20 kişiyi karda kışta Bayburt merkezine götürdü, sıra yapılacak tahtaları sırtlarında Tavukvank'a getirdiler. Kısa zaman içerisinde 25 okul sırasını okula teslim etti. Kendisi de mutlu oldu ben de, öğrencilerimiz rahata kavuştu. Aynen Kırıntı'daki duygularım ne ise, bu köyde de göreve öylece devam ettim. Bir ders yılı çalıştım.
NORŞUN (AKBULAK) KÖYÜ
1959-1960 ders yılında Şiran'a bağlı olan Akbulak Köyü'nde idim. Eylül ayı sonlarında göreve başladım, okulda hiç sıra yoktu. Öğrenciler basit iskemlelerde oturuyorlardı. Muhtar İsmail Demir'i rica ederek, güçlükle ikna ettim. Bir ay içerisinde 25 adet yeni sıra yaptırdım. Marangoz Alim Demir'di. Çocuklar rahat ettiler. 27 Mayıs 1960 ihtilali oldu, devlet muhtarlığı bana verdi. Ayrı bir çalışmam başladı. İki görev omuzumdaydı, Norşon'dan da güzel anılarım var, halkla kaynaşmıştık. Ancak acı bir anım var; iki öğrencim Şükrü ve Çakmak Güneş maden göçüğünde öldüler, acı ölüm, onlaı unutamıyorum.
Daha sonra 1997 yılında yoksul olan çocukları sevindirmek için 170 çift bot ve okula ders aracı ( daktilo, radyo, teksit makinası, ansiklopedi, harita gibi..) götürdüm, Ramazan Bayramına 5 kala bizzat Norşon'da kendim teslim ettim.
İSTANBUL'DA GÖREVİM :
16 yıl köylerde, kırsal kesimde, içtenlikle görevimi yaptım, çocuklarım büyüdü. Ortaöğretim çağları gelince, Kırıntı Köyü'nden ayrılma zorunluluğum oldu. 1963-1964 ders yılında köy havasından sıyrılarak, İstanbul-Paşabahçe İlkokulu'ndan göreve başladım, 47 öğretmen arkadaşım vardı. Dersanem küçüktü, 40 öğrencinin sığacağı dersanede 70 öğrenciye ders veriyordum. Şartlar ağırdı, okul müdürümüz Adana'nın Kozan ilçesindendi. Rahmetle anıyorum. Durumu üzülerek anlattım, sınıfı böldü, beni rahata kavuşturdu, 1 ders yılı Paşabahçe'de çalıştım. 2.ders yılında Anadoluhisarı Selahattin Karakaşlı İlkokulu'na geçtim. 2 ders yılı da Anadoluhisarı'nda çalıştım.
1965 yılında Hisarüstü'ne gecekondumuzu yaptım, buradan vapurla, karşı yakaya geçip Anadoluhisarı'ndaki görevimi devam ettiryordum, 1966-1968 ders yılında Rumelihisarı Şair Nigar İlkokulu'na geldim, evime yakındı, sorunlar azalmıştı, 12 yıl aralıksız Şair Nigar İlkokulu'nda görev yaptım. Öğrencilerimin çoğunluğu gecekondudan geliyordu. Bazı sorunlar vardı, ama yılmadım, onlarla da kaynaştık. Boğaziçi Üniversitesi'ni 11 öğrencim tamamladı. Bu da ayrı bir mutluluk.
1977 Ağutos ayında emekli oldum. Yaş 81 oldu. Sağlığımdan yeteri kadar memnunum. Mutluluğumu sağlayan eşim Gülsüm Bal her konuda yardımcımdır, anlayışlıdır, kendisine çok teşekkür ediyorum. Bundan sonraki günlerim için Allahtan sağlık ve mutluluk istiyorum. Görev yaptığım her yerdeki öğrencilerimi özlemle anıyorum, hepsinin gözlerinden öperim, kendilerine hayatlarında sağlık ve başarılar dilerim.
20 Şubat 2005
Rumelihisarüstü
Köy enstitülerinde söylenen "Ziraat Marşı"
Sürer eker,biçeriz,güvenip ötesine
Milletin her kazancı milletin kesesine
Toplandık başçiftçinin, Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine
Biz ulusal varlığın temeliyiz,köküyüz
Biz yurdun öz sahibi,efendisi, köylüyüz
İnsanı insan eden, ilkin bu soy bu toprak
En yeni aletlerle en içten çalışarak
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat,alın ak
Biz ulusal varlığın temeliyiz,köküyüz
Biz yurdun öz sahibi,efendisi, köylüyüz
Kuracağız öz yurtta dirliği,düzenliği
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği
Biz ulusal varlığın temeliyiz,köküyüz
Biz yurdun öz sahibi,efendisi, köylüyüz
Söz: Behçet Kemal Çağlar